30 KASIM 1853’DE SİNOP’TA MEYDANA GELEN DENİZ FELÂKETİ HAKKINDA BAZI GÖRÜŞLER

“Sinop Hadisesi’nden önce meydana gelmiş bulunan 1770 Çeşme Faciası ile 1827 Navarin Felâketi, ibret alınması gereken iki önemli deniz hadisesiydi. Bu iki başarısızlığın izleri henüz silinmemişken, bir başka deniz olayının yani Sinop Faciası’nın meydana gelmesi, Türk denizciliği açısından olduğu kadar, devletlerarası münasebetler açısından da önemli siyasî gelişmelere zemin hazırlamıştır. Böylece İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin yanında Rusya’ya karşı savaşa girmesi, üç yıllık sürede siyasetin ağırlık noktasının bu savaşta yoğunlaşmasına sebep olmuştur.” [1]

“30 Kasım 1853 günü Rus donanmasının Sinop limanına düzenlediği ani baskın sırasında tahrip edilen Türk filosuna ait sancak gemisi Avnillah fırkateyni ile Fevz-i Ma’bud korveti, yakın zamanda Sinop’ta yapılmış gemilerden idi. Kaptan-ı derya Mahmud Paşa’nın Sadaret Makamı’na yazdığı arz tezkiresinden, Avnillah fırkateyninin Ekim 1852’de donanma hizmetine alındığı anlaşılmaktadır. Fevz-i Ma’bud korveti ise, yine Kaptan-ı deryanın arz tezkiresindeki ifadesine göre aynı yılın Kasım’ında denize indirilmiştir.

Rus Karadeniz donanmasının baskını sırasında Türk filosunun yanı sıra, tersane ve şehir de önemli ölçüde hasara uğradığından, Sinop eski canlılığını yitirmiştir.” [2]

OSMANLI DEVLETİ’NİN DENİZ GÜCÜ

“Sultan III. Selim’in başlattığı ve geliştirdiği, Sultan II. Mahmud’un iç ve dış meselelerden fırsat buldukça devam ettirdiği Türk deniz gücünü ıslah etme gayretleri, Osmanlıları İngiltere ve Fransa’nın yanında hatırı sayılır bir deniz devleti haline getirmişti. Bu durum, asırlarca denizlerdeki üstün durumunu korumuş olan İngiltere’nin hoşuna gitmiyordu. Zira kuvvetli bir Türk deniz gücünün Doğu Akdeniz’de İngiltere’nin menfaatlerini baltalayacağı aşikârdı. Fransa ise, daha 1789 Mısır Seferi sırasında, Osmanlı-İngiliz işbirliği ile Doğu Akdeniz’den atılmıştı. Fakat Fransız tüccarlarının Doğu Akdeniz’de bıraktığı boşluğu Rumlar doldurmaya başlamış ve Rum ticaret filosu gün geçtikçe kuvvetini artırarak, 1821 yılında patlak veren Rum İsyanı sırasında, Osmanlı Devleti’nin karşısına, silâhlı bir korsan filosu ile çıkmışlardı. Bu durum, Osmanlı donanmasını Rum korsan gemileri ile uzun süre mücadele etmek zorunda bırakmıştır. Böylece o ana kadar Osmanlı donanmasının hâkim olduğu ve tamamen bir Türk gölü olan Ege Denizi’nde, bundan böyle İngiltere, Fransa ve Rusya’nın desteği ile hareket eden Rumlar ortak olmaya çalışıyorlardı.

1821 Rum İsyanı, aynı zamanda bir deniz isyanı olup, Yunanistan’ın haritası da denizde çizildi. 20 Ekim 1827’de, Rum isyanını destekleyen İngiltere, Fransa ve Rusya müttefik donanması, isyana son darbeyi indirmeye hazırlanan ve bu gayeyle Navarin koyunda demirli bulunan Türk-Mısır donanmasına ani bir baskın düzenledi. Türk donanmasından altmışa yakın harp gemisinin batırılması ile sonuçlanan Navarin olayının Türk denizcilik tarihinde önemli bir yeri vardır. Çünkü bu baskınla, büyük fedakârlıklarla meydana getirilmiş olan Osmanlı deniz gücü yok edilmiştir.

Bu facia, Osmanlı Devleti’ni yalnız donanmasız bırakmakla kalmamış, aynı zamanda deniz ehli Türk subay ve gemicilerini, yani teknik personeli de alıp götürmüş, böylece devletin mühim bir sanayi kolu olan bahriyeyi çökme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletlerinin elinde uğradığı bu millî felâketten sonra yeni donanma vücuda getirmek için büyük emekler sarf edilerek Karadeniz’de Rus donanmasına karşı çıkacak bir kuvvetin hazırlanmasına çalışıldı. Bu arada XIX. asrın başlarında Avrupa’da, buharın makineye tatbiki ile gelişmeye başlayan buharlı gemilerden ilki 1827’de ve ikincisi de 1829’da İngiltere’den satın alınarak, ilk defa Türk deniz gücüne katıldı.

Bu gayretlere rağmen Sultan II. Mahmud devrinde bahriyeyi ıslah etme faaliyetleri istenilen seviyeye ulaşamadı. İngiltere’nin bağımsız bir Yunanistan krallığının kurulmasında öncülük etmesi, Cezayir’in Fransa tarafından işgali, Rusya’yı Osmanlı Devleti’ne karşı beslediği emellerine kavuşmak hususunda ümitlendirmiş ve dikkatlerini Türk topraklarına çevirmesine sebep olmuştur.

1851 yılına gelindiğinde Osmanlı donanmasının mevcudu, altmış sekiz gemiye baliğ olmuştu.

Sinop baskını öncesinde ise, yeni inşâ edilen ve Mısır’dan gelen gemilerle Osmanlı donanması toplam seksen yedi harp gemisine, deniz askeri sayısı ise yirmi bin kişiye ulaşmıştı.” [3]

OSMANLI DONANMASININ FİLOLARA TAKSİMİ

“Eylül 1853 başlarında Rus gemilerinin Karadeniz’in Anadolu sahilinde bulunan ve önemli limanlarından biri olan Sinop taraflarında görüldüğüne dair ilk haber İstanbul’a ulaşmıştır. Kastamonu Eyâleti valisi Hamdi Paşa, 9 Eylül 1853’te Sadaret Makamı’na yazdığı tahriratında; idaresi altında bulunan Sinop kalesi ve tabyalarının ve sahil şeridinde bulunan diğer kazaların durumlarını kontrol ve bu yerlerin muhafazasına dikkat etmesinin kendisinin görevi olması dolayısıyla Sinop’un ihtiyaçlarının belirlenmesi için Sadık Efendi’nin, kaledeki tabya ve istihkâmların kontrolü için de miralay Ahmed Bey’in görevlendirildiklerini ve lüzumu görülen her türlü alet ve harp malzemesinin gönderilmekte olduğunu haber vermiştir. Ayrıca Sinop çevresinde birkaç Rus gemisinin görülmesi dolayısıyla sahilde bulunan kale ve tabyaların istihkâmına bakılmakta olduğunu ve bu cümleden olarak Sinop kalesi ve tabyalarının tahkimatı için Sinop kaimmakamı Hüseyin Paşa ile haberleştiğini tahriratına ilave etmiştir.

Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Mübarek Makamlarla ilgili görüşmelerden olumlu neticeler alınamaması ve Rusya’nın Eflâk ve Boğdan’ı işgal etmesi üzerine, … Osmanlı Devleti, 4 Ekim 1853’te Rusya’ya resmen harp ilân etmişti. Anadolu sahillerinde Rus gemilerinin dolaşması, Anadolu ordusu ile İstanbul’un irtibatının deniz yoluyla sağlanması, sahil şeridindeki yerleşim merkezlerinin ve yerli-yabancı ticaret gemilerinin korunması gibi hususlar, Osmanlı Hükümeti’nde, Karadeniz’de güçlü bir filo bulundurmasının gerekli olduğu kanaatini pekiştirdi.

Rus tehlikesinin artması üzerine Karadeniz’e gönderilecek filonun belirlenmesi hakkında Bahriye Meclisi’nde yapılan görüşme sırasında İngiliz Müşavir Paşa, Kaptan-ı derya Mahmud Paşa’ya, Türk donanmasının birlikte Karadeniz’e çıkarılması teklifinde bulunmuştu. Böylece O, denize çıkıp kısa bir gezinti yapmak ve bu suretle deniz erlerini arma, yelken ve manevrada denemek istiyordu. Ancak Türk donanmasına ait bütün gemilerin Karadeniz’de görülmesi, Rus donanmasını limanı bırakıp topluca harekete geçmeye sevk edeceğinden korkulduğu için bu teklif uygun bulunmamıştı. Halbuki Müşavir Paşa, Rus donanmasının karşısında kuvvetli bir donanma yerine, birkaç fırkateyn görmesi ile şevk ve ümide kapılarak Türk sahillerine korkusuzca yaklaşacağı kanaatinde idi.

Görüşmede Karadeniz’e gönderilecek filonun hangi gemilerden teşekkül ettirileceği hakkında bir karara varılamamakla beraber, Karadeniz kıyısında hafif tonajda bir filonun kışlayabileceği limanın tespiti hususunda mutabakat sağlandı. Bahriye Meclisi’nin bu konuda hazırlattığı raporda; ‘Anadolu ve Rumeli sahilinde en uygun limanın Sinop limanı olduğu, burada bir miktar geminin kışlayabileceği, hatta gerektiğinde asker dahi çıkarabileceği’ belirtiliyordu. Raporun devamında ‘Sinop limanına düşman hücumunun muhtemel olduğu, bunun için de vapurların karakol görevi ile savunma tertibatı almasının lüzumuna’ da işaret ediliyordu. Sinop limanı, bu özelliklerinin yanında, Batum ile Karadeniz Boğazı arasında en iyi ve emin bir demir yeri vasfını taşımakta olup yaklaşık 20 kadar kalyon geminin demirleme kapasitesine sahipti.

Bahriye Meclisi’nde gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde İstanbul’un korunması için bir filo teşkil edilmiş, Erkân-ı Harbiye reisi Ahmed Paşa’ya bu hususta bir de talimat gönderilmiştir. Bu talimata göre, filo gerekirse Rus donanması ile savaşa girişebilecekti. Ancak Rus donanmasının üstünlüğü sezilirse savaştan imtina edilecekti. Ayrıca filo kumandanının emirlerine gemi kaptanlarının ve süvarilerin itaat edeceklerine dair de ikazda bulunulmaktadır. Bundan başka Kaptan Paşa’nın Rusya sahillerine kadar gidebileceği kaydı da talimatta yer almıştır. Talimatın üzerinde bulunan mühürden, Kaptan-ı derya Mahmud Paşa’nın da okuduğu anlaşılmaktadır. Talimatın tarihi ile Sinop baskını arasında sadece iki günün bulunması, talimatın filonun hareketinden sonra hazırlandığı veya Kaptan-ı deryaya takdim edilen nüshanın bu tarihi taşıdığı tahmin olunabilir.” [4]

“Sinop istihkâmları ve bataryalarının bakımdan geçirilip kullanılır hale getirilmemesi, limandaki filonun emniyetinin sağlanması bakımından büyük bir eksiklik olarak ortaya çıkacaktır.

PATRONA OSMAN PAŞA FİLOSUNUN HAREKÂTI

“Karadeniz’de gittikçe artmakta olan Rus tehlikesine karşı tedbir almak gayesiyle Bahriye Meclisi’nde yapılan görüşmelerde, Bolu-Kastamonu hududundaki Amasra ve İnceburun sularında gezerek sahilin emniyetini sağlamak ve ayrıca Batum’a mühimmât-ı harbiye sevk edecek olan patrona Mustafa Paşa filosunu himâye etmek üzere patrona Osman Paşa ile riyâle Hüseyin Paşa kumandasında bir filo teşkiline karar verilmişti.

Bahriye Meclisi’nde yapılan toplantıyı müteakip 28 Kasım’da Babıâli’ye yazılan tahriratta, Karadeniz’de düşmandan korunulacak muhafazalı limanların bulunmaması, yelkenli gemilerin kötü havalarda denize çıkamadıkları ve bu yüzden istenilen limanlara, hatta Boğaz’a girememeleri dolayısıyla bundan böyle bu çeşit gemilerin gönderilmeyeceği, Sinop’ta bulunan filonun geri alınacağı, Anadolu ve Rumeli kıyılarının uygun bölgelerinde ve Sinop önlerinde karakol yapmak üzere birkaç vapurun çıkarılmasının kararlaştırıldığı açıklanmıştır.” [5]

RUS KARADENİZ FİLOSUNUN TEŞEKKÜLÜ VE 1853 HARBİNE KADARKİ FAALİYETLERİ

“Rus-İngiliz ve Fransız müşterek donanmasının Navarin’de bulunan Osmanlı-Mısır filosuna 1827 Ekim’inde düzenledikleri baskında Rus filosunda görev alanlar arasında, daha sonra Sinop baskınını gerçekleştirecek olan Pavel Stepanoviç Nahimov, Viladimir İvanoviç İstomin ve Viladimir Aleksiyeviç Kornilov gibi ünlü komutanlar da bulunmuş, eski tecrübenin de etkisiyle başarının elde edilmesinde önemli hizmetler icra etmişlerdi.” [6]

SİNOP BASKINI

“Osmanlı donanmasının büyük bir bölümünün, kalyonlar ve büyük buharlı gemilerin Boğaz’a demir attıkları, Karadeniz’e ise hafif tonajlı gemilerin gönderildiği Rusya tarafından bilinmekteydi.” [7]

“Rus gemilerinin Türk filosuna yaklaşmaları üzerine, artık savaşmanın şart olduğu gerçeğini gören Osman Paşa, Nahimov’un teslim olmaları teklifini kabul etmeyerek ateş edilmesi emrini verdi. Türk filosundan Nizâmiye fırkateyninin iki top atışı ile taraflar arasında şiddetli bir topçu düellosu başladı. Mesafe yakın olduğu için her iki tarafın attığı mermilerden boşa gideni pek az oluyordu. Türk filosundan başlayan ilk ateş, Rus gemilerinde hasar meydana getirdi. Ölüm darbeleri ile devam eden bu topçu muharebesinde, Türk leventlerinin dişlerini sıkarak, hırs ve şevklerini ifade eden çeşit çeşit naralar savurarak yolladıkları güllelerden her biri hedefini buluyordu. Bu gülleler Rus gemilerinin bordalarını deliyor veya üst üste çullanarak, güvertelerini, küpeştelerini göçertiyor, yahut da direklerini, sirenlerini buduyordu. Ayrıca sahilde bulunan bataryalar da Rus kalyonları üzerine mermi yağdırmaktaydı. Bununla beraber, ateş üstünlüğü Ruslarda idi. Nitekim İmparatoriçe Maria’’nın seri ve isabetli atışları neticesinde, Osmanlı Sancak gemisi Avnillah, fazlasıyla yara alarak perişan bir vaziyette karaya vurdu.

Avnillah’ı saf dışı bırakan Rus amiral gemisi ateşini bu defa Fazlullah fırkateyni üzerine çevirdi ve bu atışlarla Fazlullah da saf dışı kalarak yanmaya başladı. Aslında Rafail adlı bir Rus fırkateyni olup 1829 Mayıs’ında Türklerin eline geçmiş olan ve Fazlullah adı verilen bu gemi için, o sırada I. Nikola; ‘Rafail fırkateyni derhal yakılmalıdır. Tekrar elimize düştüğünde Rus bayrağını taşımaya lâyık değildir’ demişti. Rus Çarı’nın bu isteği, yirmi dört yıl sonra Sinop limanında yerine getirilmiş oluyordu.

İki Türk gemisinin büyük hasar görerek karaya vurmuş olmasına rağmen savaş bütün şiddetiyle devam ediyordu. Paris kalyonu Gül-i Sefid korvetini saf dışı bırakırken, Grandük Konstantin de özellikle altmış sekiz funtluk topları ile Navek-i Bahrî fırkateyninin aşırı derecede tahrip olmasına ve gemide yangın çıkmasına sebep oldu. Zaten Rus gemilerinde obüs toplarının ve humbaranın kullanılması, Türk gemilerinde yangın çıkması hususunda korkunç bir tesir meydana getiriyordu. Bu sebeple Türk filosunda, düşmanla savaşmanın yanı sıra, bir yandan da yangınla mücadele edilmesi mecburiyeti hasıl olduğundan, ateş gücü gittikçe zayıflıyordu. Bunun neticesi olarak savaşın seyri zaman geçtikçe Türk filosunun aleyhine dönmekteydi. Bununla beraber Türk gemicileri, cesaret ve kahramanlıkta birbirleriyle yarış edercesine savaşa devam ediyorlardı.

Grandük Konstantin’in atışları ile saf dışı kalan ve yangınla sarılmış olan Navek-i Bahrî fırkateyninde personel top atışını bırakıp yangınla mücadeleye başlamışlardı. Bunu gören iki Rus kalyonu, demir alarak fırkateyni zapt etmek gayesiyle her iki yanından yanaşmak için manevraya kalkıştılar. Fırkateynin düşmanın eline geçmesini istemeyen Binbaşı Ali Bey, cephaneliği ateşleyerek gemiyi havaya uçurmaları için emir verdi. Fakat emrin yerine getirilmesinde istediği sürati göremeyince, kendisi hemen bir sopaya sardığı paçavraları gaza bulayarak ateşledi. Personelin gemiyi terk etmesini sağladıktan sonra, hızlı fakat vakur adımlarla ilerleyerek meşaleyi bizzat cephaneliğe fırlattı. Etrafındakiler gemiyi terk etmesi için ikazda bulundular. Ancak Ali Bey, ‘sizler vazifenizi yaptınız, gemiyi terk etmekte serbestsiniz. Ama benim vazifem henüz bitmiş değildir. Bir gemi kumandanı, şartlar ne olursa olsun gemisini terk etmez. Ancak gemisi ile mukadderat birliği yaptığı takdirde vazifesini bitirmiş olur’ diyerek gemisinden ayrılmayı reddetti. Kısa bir süre sonra cephaneliğin infilakı ile Navek-i Bahrî Türk fırkateyni bir enkaz halinde havaya doğru yükselip sonra denize dökülürken, Türk denizcilerinin güzel bir geleneğini sergileyen kahraman Türk kumandanı Binbaşı Ali Bey de kim bilir kaç parça olarak şehadet şerbetini içmişti.

Bu arada diğer gemiler arasındaki çatışma da tüm şiddeti ile devam etmekteydi. Ancak Rus gemilerinden atılan humbaralarla Türk gemilerindeki hasar da gittikçe artmaktaydı. Ayrıca personelden de o kadar şehit olmuştu ki top başına cephane yetiştirecek nefer kalmamıştı. Yüzlerce insan filikalara yahut bir siren parçasına sarılarak kurtulmaya çalışırken boğuldu. Yüzerek sahile ulaşmaya gayret eden neferatın bir kısmı, Rus gemilerinden üzerlerine atılan yağlı paçavralarla yanarak telef oldu.

Gül-i Sefid fırkateynini yakarak batıran Paris kalyonu, top atışını bu defa Dimyat fırkateyni üzerinde yoğunlaştırdı. 1827 Navarin baskınından salimen kurtulmuş olan ve bu savaşta yardım maksadıyla Mısır’dan gönderilen bu fırkateyn de kısa sürede ateş alarak diğer gemilerin uğradığı akıbetten kurtulamamıştır. Yüzmeyi iyi bilen Mısır leventlerinden bir kısmı yüzerek, bir kısmı da filikalara binerek sahile ulaşmaya muvaffak olmuş, böylece gemi eratından üç yüze yakın insan kurtulmuştu. Bunlardan yüz seksen altısı, gittikleri İnebolu’dan daha sonra bir Avusturya vapuru ile İstanbul’a gelmişlerdir.

Sinop limanında harp, hâlâ Türk gemilerinin tamamını mahvetmeyi hedefleyen Rus kalyonlarının, su yüzünde kalabilen Türk gemileri üzerine acımasızca top atışları ile sürüyordu. Nitekim Rus Üç Ambarlılarından Trısivyatitel, Kaid-i Zafer fırkateynini, Rostislav da Fevz-i Ma’bud korvetini tahrip ederek kıyıya attılar. Nesim-i Zafer fırkateyni ise Grandük Konstantin’in ateşiyle yaralandığından, o da kıyıya vurmaktan kurtulamadı.

Böylece, saat on iki buçuk sıralarında başlayan bu baskın savaşında, bir buçuk saat içinde Osmanlı filosunun tamamına yakın bir kısmı tahrip edilerek savaş dışı bırakılmıştı.

Taif vapurunu Sinop limanından kaçırarak bin bir zorlukla İstanbul’a getirmeye muvaffak olan gemi komutanı Yahya Bey, taltif beklerken, muharebeden kaçmaktan dolayı suçlu bulunmuş ve askerlikten ihraç edilmiştir.

Bu çatışmalar esnasında Türk filosuna destek sağlayan bataryalar da tahrip edilmiştir. Türk gemilerinin arkasında yer alan bir batarya, gemilerin engel olmasından dolayı muharebeye katılamamıştı.

Rus gemilerinin top atışlarına karşılık veren tabyalardan topların küçüklüğü ve menzillerinin kısalığı yüzünden bir fayda temin edilememiştir.

Türk filosuna ait gemiler bu şekilde karaya vurarak ve denizin dibine çökerek artık işe yaramaz bir hâle gelirken, er meydanında da ayakta duran er kalmamıştı. Ortada ise erliğin ne olduğunu bilmeyen Ruslar vardı. Rus denizcileri, denizin üzerini harmanlayarak, batan ve yanan Türk gemilerinden denize dökülmüş, ölümle pençeleşen Türk leventlerine kancalar, balyozlar savurarak, uzaktakilere top ateşi açarak denizin üzerini kızıl renge çevirip, ırklarına has vahşeti bir kere daha sergilediler.

Ancak bununla da hırslarını alamayan Ruslar, bu defa kalyonların ölüm kusan toplarını şehrin Müslüman mahallesine çevirdiler.

Sinop limanında, Rus donanması tarafından tahrip edilen Türk filosuna ait gemilerin sayısı, genelde on iki olarak gösterilmektedir. Ancak limanda demirleyen on üç gemiden biri olan Pervaz-ı Bahrî vapuru, 17 Kasım günü kömür almak için Ereğli istikametine giderken, Amasra ile Kerempe Burnu arasında bir Rus filosu ile karşılaşmış, kahramanca savaştıktan sonra tahribata uğramıştı. Böylece limanda on iki gemi kalmıştı. Rusların limana baskın düzenledikleri sırada, Taif vapurunun filodan ayrılarak, liman dışında karşılaştığı Rus gemileri ile çarpışarak oradan uzaklaşması neticesinde limandaki gemi sayısı on bire düşmüştü.

Çarpışma sırasında ayağından yaralanan Türk filosu komutanı patrona Osman Paşa, yarbay Ali Mahir Bey, binbaşı Yalovalı Hasan Bey ve mülâzım Halil Efendi’nin yanı sıra yüz yirmi beş er esir düşmüştü.

Ruslar ise esir aldıkları Türk asker sayısını, iki yüz sıhhatli, yirmi yaralı ve on yedi ölü olarak açıklamışlardır.

Prens Mençikov’un baskın sırasında Çar I. Nikola’ya yazdığı mektuptan anlaşıldığına göre; baskın sırasında Ruslardan bir zâbit ile otuz üç nefer ölmüş, iki yüz otuz nefer de yaralanmıştır.

Büyük emek ve gayret sarfıyla kurulan Rus Karadeniz Filosu, kuruluşundan beri en önemli muvaffakiyeti, Sinop baskınında zayıf Türk filosu karşısında gerçekleştirmiştir.

Türk filosu personelinin muharebe esnasında büyük bir kahramanlık örneğini sergiledikleri yerli ve yabancı eserlerde dile getirilmiştir. Bu cümleden olarak Kinglake;

‘Türkler, ümitsizce ama kahramanca ve yiğitçe dövüştüler. Teslim olmayı reddettiler. Zaten teslim olmak için bayrak çekseler bile Rus amirali görmemezlikten gelecekti’ ifadesiyle, Türklerin nasıl çarpıştıklarını, buna mukabil Rus amiralinin Türk filosu ve personelini mahvetmek hususundaki kesin kararlılığını beyan etmiştir.

1853-1856 Osmanlı-Rus Harbi’nde New-York Daily Tribune gazetesi savaş muhabirliğini yapmış olan Karl Marx, Türkler hemen hiç işitilmemiş bir cesaretle dövüştüler, çarpışmalar boyunca tek gemi bile bayrağını indirmedi’ ifadesiyle Kinglake’nin de ifade ettiği Türklerin kahramanca dövüştükleri hususunu tasdik etmiştir.

30 Kasım 1853 Çarşamba günü vuku bulan bu hadise, Dr. Rıza Nur tarafından yazılan Türk Tarihi adlı eserde, bir bayram günü, askerin şehirde kahve ve hamamlarda iken meydana geldiği şeklinde ifade edilmiştir. Bu hatalı ve yanlış ifadenin, bu eserden yararlanılarak yazılan bazı tarih kitaplarında da aynen tekrarlandığı görülmektedir.” [8]

BASKIN SIRASINDA OSMANLI FİLOSU VE ŞEHRİN DURUMU

  1. Osmanlı Filosunun Durumu ve Filodaki İnsan Kayıpları

“Baskın sırasında Türk filosunda önemli miktarda insan kaybı olmuştur. Bunda, Rusların batan gemilerden denize dökülen asker üzerine top ateşi açmaları ve yakıcı maddeler atmaları etkili olmuştur. Limanda demirlemiş olan Türk filosunda resmî kayda göre, kaptan, zabit, asker, gemi personeli ve diğerleri olmak üzere toplam 2.989 kişi bulunuyordu.

Baskın sırasında yaralanan veya şehit düşenlerin miktarını kesin olarak tespit etmek mümkün olamamaktadır.

2.000’e yakın insanın öldüğünü ve birçok kimsenin de yaralandığını söylersek yanlış bir hüküm vermiş olmayız.” [9]

  1. b) Şehirde Meydana Gelen Kayıplar

“Türk ve Rus filoları arasında devam eden amansız mücadelede Rus gemileri, Türk gemilerini tahrip edip denizin dibine veya kıyıya attıktan sonra kan ve ölüm kusan toplarını şehre çevirip şehri de top ateşine tutmuşlardır. Gerek şehrin ve gerekse limanın savunmasında kullanılmak üzere şehrin stratejik yerlerine yerleştirilmiş olan tabyalar harp esnasında Rus gemilerine ateş açmışlarsa da, topların küçüklüğü ve menzillerinin kısalığı yüzünden etkili olamamışlardır. Zaten ilerleyen saatlerde Rus topçu ateşi ile tahribata uğrayıp saf dışı kalmışlardı. Rus gemilerinin şehrin özellikle Müslüman mahallesi bombardımanı neticesinde, 2.500 kadar evin bulunduğu Türk mahallesi büyük darbeye maruz kalmıştı. Rumların oturdukları mahallede ise zarar çok azdı.

Bu baskın sırasında Sinop’un çok büyük tahribata maruz kaldığı ve uzun süre eski canlılığını kazanamadığı birçok yerli eserde ifade edildiği gibi, Rus yazarları tarafından da itiraf edilmiştir.

New-York Daily Tribune gazetesinin başyazısında Sinop baskını, ‘hain ve sinsice bir kasaplık’ şeklinde nitelendirilmiştir.

‘Yurttan Yazılar’ müellifi, Rusların bu hareketini, ‘kara ve kancık bir baskın’ olarak ifade etmekte, baskının ‘bir zafer ve şeref değil, sadece bir cinayet’ olduğunu kaydetmekte ve Rus donanmasının Türk donanmasına saldırısını ‘kafeste arslan mızraklamaya’ benzetmiştir.” [10]

RUS FİLOSUNUN DURUMU VE SİVASTOPOL’A DÖNMESİ

“Her bakımdan üstün olan Rus filosu ile zayıf Osmanlı filosu arasında Sinop limanında meydana gelen çarpışmada, Osmanlı filosunun tamamı tahrip edilip yakılmış olmakla beraber, Rus filosuna ait bazı gemiler de önemli ölçüde hasara uğramıştı. Osmanlı gemilerinin ateşi ile Rus gemilerinin armaları budanmış, tekneler delik deşik olarak hasar görmüştü.” [11]

SİNOP HÂDİSESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

“Memlekette büyük bir üzüntüyle karşılanan, binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına, Sinop şehri ile limanının tahrip edilmesine ve Osmanlı donanmasının bir parçası olan on bir adet harp gemisinin yakılmasına sebep olan Sinop hadisesinin meydana gelmesinde bazı siyasî ve tatbikî hataların etkili olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla konuyu bu açıdan incelemekte yarar vardır.

Rusya’nın ekonomik ve siyasî kuvvetlerini Akdeniz’e akıtmak, Anadolu ile güneyinde ve Ortaasya’da genişlemek hedefini güden bu geleneksel ve değişmez politikasına engel olacak kuvvet Osmanlı Devleti idi. Eğer Osmanlı Devleti kuvvetlenecek olursa, Ruslar bu tarihî emellerine kavuşamazlardı. İşte bu gibi sebeplerden dolayı büyükelçi Canning Osmanlı Devleti’ni destekliyor ve güçlü olmasını istiyordu.

New-York Daily Tribune gazetesinin başyazısında, Sinop olayının meydana gelmesinde Türklerin yapmış olduğu hataların yanında Batı diplomasisinin de rolü bulunduğu yönünde ifadeler bulunmaktadır. Söz konusu yazı aynen aşağıya alınmıştır;

‘Sinop çarpışması, Türklerin öylesine eşi görülmedik bir dizi hatalarının sonucu idi ki tüm olay, ancak ve ancak, Batı diplomasisinin zararlı karışmalarıyla ya da İstanbul’daki Fransız ve İngiliz elçilikleriyle ilişkili bazı kişilerin Ruslarla fırsat ilişkisi kurmasıyla açıklanabilir.’

Yıllarca Türk bahriyesinde üstün hizmetler icra etmiş olan emekli amiral Afif Büyüktuğrul da, konu ile ilgili mütalaalarını belirtirken, Sinop’taki hadiseden İngiltere ile Fransa’nın mesul olduklarını kaydeder. Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü garanti eden İngiltere ve Fransa’nın, Rusya’nın Prut Nehri’ni geçmesini müteakip savaş ilân etmeleri ile Sinop felâketinin meydana gelmesine mani olacağına işaret eden Büyüktuğrul, Kırım Harbi’nin görünüşte Osmanlı Devleti’ne yardım için yapılmış bir savaş olduğunu, gerçek amacın ise Osmanlı Devleti üzerinde nüfuz sahibi olup Ortadoğu’ya egemen olmak için yapılmış bir silâhlı mücadele olduğuna işaret etmektedir.

Bu açıklamalar da İngiltere’nin Osmanlı Devleti ile Rusya arasında harbe sebep olacak bir önemli hadisenin Karadeniz’de meydana gelmesine taraftar olduğu intibaını kuvvetlendirmektedir. Nitekim Sinop felâketinden sonra İngiltere, gerekli hazırlıklarını tamamlamış, Fransa’yı da yanına alarak Osmanlı Devleti ile müttefik olup, Rusya’ya harp açmıştır. İngiltere’nin Rusya’ya harp açmasının sebebi, harpten sonraki gelişmeler dikkate alınarak değerlendirildiğinde, şu iki ana madde üzerinde toplanmaktadır;

Bunlardan ilki, Karadeniz’de gittikçe güçlenen ve sıcak denizlere inme politikasını gerçekleştirmeyi kendisine ilke edinen Rusya’ya iyi bir darbe indirmek suretiyle ülkesinin Doğu Akdeniz’deki emniyetini temin etmek,

İkincisi, İngiltere’nin tamamen hâkim olmak istediği Hindistan’daki Babür İmparatorluğu’na Osmanlı Devleti’nin yardımlarına mani olmak için, evvela Osmanlı Devleti’ni harpte meşgul etmek, yapacağı yardımlarla kendisine minnettar bırakmak ve vereceği borçlarla ekonomik yönden bağımlı hale getirmek.

“Sinop limanındaki Türk filosunun tahrip ve imha edilmesinde, … Rus filosunun Türk filosuna karşı her yönüyle kahır üstünlüğünün bulunması ve demir gülle yerine içi barutlu gülle (humbara) kullanılmasının yanı sıra Osmanlı sevk ve idaresinin de önemli rolü olmuştur. Bu bilgiler çerçevesinde Sinop felâketinin âmillerini aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür;

  • Osmanlı Hükümeti’nin Karadeniz’e çıkarılacak filonun kalyon ve kapak gibi birinci sınıf ağır harp gemilerinden teşkil edilmesini düşündüğü sırada, -İngiliz elçisinin etkisinde kalarak- filoyu hafif gemilerden kurması,
  • Kaptan-ı Deryalık Makamı’nın barış zamanlarında donanmayı Karadeniz’e çıkarıp tatbikat yaptırmak suretiyle mürettebatı yetiştirme tedbirlerine başvurmaması. Bundan dolayı da patrona Osman Paşa filosunun denizcilik eğitimi görmemiş yeni askerlerden oluşturulması,
  • Filo komutanı patrona Osman Paşa’nın, Sinop civarında Rus gemilerinin dolaşmakta olduğuna dair bilgi vermesinden sonra, Kaptan-ı deryanın Sinop’taki filoyu güçlü gemilerle takviye etmesi gerekirken, bunu yapmayıp filoyu İstanbul’a çağırması.

Bu üç husus, Osmanlı devlet adamlarının ve Kapudan-ı Deryalık Makamı’nın hadisenin meydana gelmesindeki tedbirsizliğini ortaya koymaktadır. Bunların dışında kalan sebepleri de şöyle sıralayabiliriz;

  • Sinop’ta bulunan Osman Paşa’nın, düşmanın rahatlıkla gezebildiği denize, fırtınalı diye çıkmayıp limanda demirli kalması,
  • Limanda demirli bulunan bu filonun emniyetini temin etmek üzere, en azından bir geminin liman dışına karakol göreviyle çıkarılmaması,
  • Batum’a harp malzemesi sevkiyatı yapan ve dönüşünde Sinop’a uğrayan patrona Mustafa Paşa’nın, düşmanın Sinop’taki filoya karşı ani bir taarruz yapma ihtimalini düşünerek ve kendi inisiyatifini kullanarak Osman Paşa filosuna katılmak suretiyle onun gücünü artırmak hareketinde bulunmaması veya perişan haldeki bu filoya İstanbul’a dönüşü için refaket etmemesi,
  • Osman Paşa’nın Tâif vapurunun yaptığı gibi bir çekilme muharebesi yaparak İstanbul rotasında bölgeden uzaklaşmaya çalışmayıp harbi limanda kabul etmesi,
  • Osman Paşa’nın filosunda bulunan mürettebatın denizcilik meziyetlerinden mahrum bulunması.” [12]

SİNOP FELÂKETZEDELERİNİN MAĞDURİYETİNİN GİDERİLMESİ İÇİN YAPILAN YARDIMLAR

  • Devlet Tarafından Yapılan Yardımlar

“Osmanlı Hükümeti, savaşın ortaya çıkardığı malî ve siyasî problemler içinde bu meseleyi de görüşmüş ve Sinop’ta evi, dükkânı yanan ve hadise dolayısıyla zarar gören vatandaşların yaralarının sarılması, zarar ve ziyanın telafi edilmesi için ilk planda 400 kese akçelik yardımın yapılmasına karar vermiştir. Söz konusu meblağ Kastamonu Mal Sandığı’ndan karşılanmış ve zarar görmüş vatandaşların önceden tespit edilen zararına göre taksim edilmiş, ayrıca fakirlere bir miktar yardımda bulunulmuştur.

Sinop felâketinde şehit düşen ya da bahriye hizmetinde bulunamayacak derecede sakat kalanların mağduriyetleri, emekli maaşı bağlanmak suretiyle giderilmeye çalışılmış ve böylece onların rahat ve huzurunun sağlanması hedeflenmiştir.” [13]

  • Halk Tarafından Yapılan Yardımlar

“Baskın sebebiyle çeşitli yönlerden zarara uğramış olan Sinop ahalisinin bir nebze olsun mağduriyetini gidermek üzere devlet tarafından bazı avantajlar sağlanması dışında, memleketin çeşitli yerlerinden felâketzedelere dağıtılmak üzere maddî yardımda bulunulduğu da görülmektedir.” [14]

BASKIN SIRASINDA KARAYA ÇIKIP ETRAFA DAĞILMIŞ OLAN ASKERİN TOPLATTIRILMASI

“Sinop limanında Osmanlı ve Rus filoları arasındaki muharebenin sona ermesini müteakip, batan Türk gemilerinden sahile çıkmaya muvaffak olan Türk denizcileri, kazalara dağılarak canını kurtarmışlardı. Baskından sonra Sinop ve civarında bulunan yaralıların tedavi edilmeleri hususunda gerekli tedbirler alındığı gibi, çevreye dağılmış olan bu askerlerin toplattırılması ve İstanbul’a gönderilmeleri için de teşebbüste bulunuldu.” [15]

BATAN GEMİLERİN ENKAZININ ÇIKARILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ

“Yakalandığı amansız fırtına dolayısıyla perişan bir vaziyette Sinop limanına sığınarak demirleyen Osmanlı donanmasına ait yedi fırkateyn, üç korvet ve bir vapurdan müteşekkil filo ile birkaç tüccar gemisi, Rus filosunun ani baskın düzenlemesiyle meydana gelen çarpışmada tamamen tahrip edilerek batırılmıştı. Batan bu gemilerin üzerinde bulunan top, lenger, kumana ve sair lüzumlu şeyler de gemilerle beraber denizin dibini boylamıştı.

Uzun süreli çalışmalar neticesinde, Sinop limanında batık vaziyette bulunan gemilere ait bazı malzemeler çıkarılmış ve uygun yerlerde kullanılmak suretiyle değerlendirilmiştir.” [16]

 

ŞEHİTLER İÇİN İNŞÂ EDİLEN ESERLER

  • Deniz Şehitliği Kabristanı ve Âbidesi

“Sinop’ta meydana gelen felâket dolayısıyla zarar gören asker ve ahâlinin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla çeşitli tedbirler alınırken, bu çatışma esnasında şehit düşenlerin hatırasına da bazı tarihî eserler yaptırılmıştır. Bunlardan birisi, bu şehitlerin topluca defnedildikleri Şehitlik olup, bugünkü Sinop Müzesi’nin yanında ve Hükümet Konağı’nın arka tarafında bulunmaktadır.

Yine sadrazam Mehmed Ali Paşa zamanında Sinop Deniz Muharebesi’ni anlatan, 1.80 m. yüksekliğinde ve 1.40 m. genişliğinde mermer taştan bir kitabe de yaptırıldı. İki parçadan meydana gelen bu kitâbenin üzeri sülüs yazı ile yazılmıştır. Bugün Sinop Müzesi bahçesindeki Şehitlik kabristanında bulunmaktadır.

Sinop’ta bulunan bugünkü Şehitliğin temel atma töreni Temmuz 1923’te, bir kurban bayramı günü, mutasarrıf Hüsnü Bey zamanında kalabalık halk huzurunda yapıldı. Şehitler Âbidesi ise, Cumhuriyet’in onuncu yıldönümü olan 1933 yılında vali Abdulhak Savaş’ın delâletiyle merasimle açıldı. Masrafı Özel İdare’den karşılanan bu âbidenin altında bulunan odaya, şehitlerin kemikleri konmuştur.

Sinop muharebesinde Ruslara karşı kahramanca çarpışarak şehit düşen Türk filosu komutanlarından riyâle Hüseyin Paşa ise, şehrin üst kısmında bulunan ve bugün hâlâ halkın ziyaretgâhı olan Seyyid Bilâl Türbesi yanına defnedilmiştir.

Hüseyin Paşa’ya ait olduğu belirtilen kılıç ise, İstanbul Beşiktaş’ta bulunan Deniz Müzesi, Kaptan paşalar salonunda teşhirdedir.” [17]

  • Şehitler Çeşmesi

“Sinop muharebesinde şehit olarak vefat edenlerin ruhlarını şâd etmek gayesiyle, Şehitlik kabristanının yanı sıra, sahilde Tersane yakınında büyük ve güzel bir çeşmenin de yaptırılması düşünülmüş ve bu konuda Kastamonu valisi ile Sinop’ta bulunan Hasan Paşa’ya, 18 Mart 1854 tarihli bir tahrirat gönderilmiştir. Bu tahriratla, deniz kenarında, münasip bir yerde büyük bir çeşmenin yapılmasının kararlaştırıldığı belirtilmekte, çeşme için getirilecek suyun kaç saat mesafede bulunduğu ve masrafının ne kadar olacağı keşfinin yapılarak İstanbul’a bildirilmesi istenmekte idi.

Bu emir gereğince görevlendirilen İstihkâm miralayı Tevfik Bey, Sinop çevresindeki araştırmasını tamamlamış ve konu ile ilgili olarak hazırladığı raporu, Kastamonu valisi Hamdi Paşa’ya takdim etmiştir. Hamdi Paşa, bu raporu kendi arz tezkeresi ile beraber İstanbul’a göndermiştir.

Tevfik Bey’in raporu, Mabeyn başkâtipliğine sunulmuş ve buradan da Sultan Abdülmecid’e arz edilmiştir. Verilen rapora uygun olarak çeşmenin yaptırılması Padişah tarafından da olumlu karşılanmış ve sevabından hissedar olmak üzere bizzat Padişah ve devlet ileri gelenlerince maddî yardımda bulunulmuştur. Bu yardımların kayıtlı olduğu defterde Padişah’ın 50.000, diğerlerinin de 57.000 olmak üzere toplam 107.000 kuruş yardımda bulundukları açıklanmaktadır.

Tevfik Bey’in hazırladığı rapora uygun olarak yapılan Şehitler çeşmesi, uzun kubbeli ve dört yüzlü olup, üç tarafında su musluğu bulunmaktadır. Ön ve arka cephelerinde kitabe mevcut olup, ön cephedekinin sağ ve sol taraflarında Sultan Abdülmecid’in tuğrası bulunmaktadır.

Çeşmenin arka cephesindeki kitabenin sağında ve solunda Sultan Abdülmecid’in tuğrası bulunmadığı gibi, metne ilâveten en alt satırda; ‘ketebehü Mehmed Zeki, sene 1274, el-mevlâ gaferelehü’ ifadesi görülmektedir.

Kitabesindeki tarihten de anlaşılacağı üzere hicri 1274, milâdi 1857/1858 yılında yaptırılan ve halen sağlam bir şekilde ayakta duran Şehitler Çeşmesi’nin adı, sonradan Cumhuriyet Çeşmesi olmuştur. Çeşmenin üzerinde bir de Türkçe kitâbe mevcut olup, burada çeşmenin şehitler üzerinden çıkan paralarla yapıldığı şeklinde yanlış bir ifade bulunmaktadır.[18]

Sinop Valisi Yavuz Selim Köşger döneminde bu yanlış bilgiyi hâvi kitabedeki hata Sinop Belediyesi’nce 2014 yılında yaptırılan yeni bir kitâbeyle düzeltilmiştir.

  • Edebiyatta Sinop Felâketi

“Rus Karadeniz filosunun Sinop limanında demirlemiş bulunan Türk filosuna düzenlediği ani baskınla filoyu tamamen mahvetmesi ve bununla da yetinmeyerek şehrin özellikle Türklerin oturmakta olduğu mahalleyi top ateşine tutmak suretiyle önemli ölçüde tahrip etmesi, Türk milletinin hafızasında yıllarca canlılığını korudu. Bu müessif olay romana, destana, şiire konu oldu. Savaş sırasında Türk deniz erlerinin bütün imkânsızlıklara rağmen gösterdiği kahramanlıklar dile getirildi. Buna mukabil Rus kumandan ve askerlerinin insanlık dışı davranışları şiddetle tenkit edildi.

Bu çeşit eserlerden birisi, XIX. yüzyıl Türk şairlerinden olan Salih Hayri’ye aittir. ‘Kırım Zafernâmesi-Hayrabâd’ adını taşıyan bu eserde, 1853 Osmanlı-Rus Harbi, başından sonuna kadar şiir şeklinde anlatılmış, bu arada Sinop faciasına da yer verilmiştir. Bu kısımda Türk filosunun Karadeniz’e çıkarak Sinop’a gelip demirlemesi anlatılmakta, Rus filosunun ani baskını ile meydana gelen çarpışmada, Türk filosu komutan ve erlerinin kahramanlıkları tasvir edilmektedir.

Dili ağdalı bir halk şairi olarak kabul edilen Bayburtlu Zihni de bu elim facia ile ilgili olarak çok güzel bir destan yazmıştır.

Sinop hadisesi ile ilgili bir başka eser de Trabzonlu Rızaî tarafından kaleme alınmıştır. Kırım Savaşı’nın manzum olarak anlatıldığı bu eserde, ‘Muharebe-i Sinop’ başlığı ile bu hadiseye de yer verilmiştir.

Sinop hadisesi ile ilgili bir diğer eser de Namık Kemal’in ‘Âkif Bey’ adlı piyesidir. Yazarın Magosa’ya giderken yazmaya karar verdiği ve orada iken tamamladığı bu piyesin kahramanı Âkif Bey, 1827 Navarin Savaşı’na katılan Süleyman kaptanın oğlu ve bir gemi kumandanıdır. Beş perdeden meydana gelen bu piyeste, düşünce ve tavırlar bakımından birbirine zıt insanların tavırları sergilenmekte, aynı zamanda denizde gösterilen kahramanlıklar anlatılmaktadır.

Namık Kemal’in bu eserini yeniden düzenleyerek yayınlayan Mustafa Nihat Özön’ün ifade ettiğine göre yazar, ‘Vatan Yahut Silistre’yi kara savaşçıları için bir destan yapmak istemişse, ‘Âkif Bey’i de denizciler için bir destan yapmak istemiştir. Eserin konusunu, 1853 Harbi’nde çok sevdiği karısını bırakarak kendisini bekleyen vatanî vazifeye koşmakta tereddüt etmeyen bir bahriye zâbitinin vatanperverliği ile, karısının sadakatsizliği teşkil eder. Vatan duyguları ile başlayan bu eser, bir aile faciası ile sona ermektedir.

Sinop limanında demirli bulunan Türk filosuna ait bir gemide kumandan olan Âkif Bey, Rusların baskını sırasında, gemisinin bir bomba isabeti ile yandığını, kendisinin yanında yüzmekte olan bir tahta parçasına tutunarak etrafına dakikada bir güllenin düşmesine rağmen karaya ulaşmaya muvaffak olduğunu, karada ise bir yiğidin, canını feda ederek kendisini kurtardığını, dönüşünde babası Süleyman kaptana anlatmıştır.

Sinop deniz şehitleri hâtırasına yaptırılan ve yazılan bu güzel eserlerin yanı sıra, aynı yılın sonunda bir de Sinop Madalyası çıkarıldı. Bu madalya, Sinop savaşı sırasında yararlıkları görülenlere verilmiştir.

Fransa’da çıkarılan bu madalya, Hart Pegit tarafından yapıldı ve Paris darphanesinde basıldı. 68 mm çapında ve 141,2 gr ağırlığında olan madalyanın ön yüzünde Abdülmecid’in portresi ve çevresinde ‘Abdul-mejid khan Empereur des Ottoman’ (Osmanlı İmparatoru Abdülmecid Han) yazısı, arka yüzünde Sinop olayında ölen denizcilerin temsilî mezarına çelenk koyan bir kadın resmiyle ‘Europe ils sont mortspoir toi’ (Avrupa, onlar senin için öldü) ve ‘Sinope 1853’ yazısı vardır.” [19]

SİNOP HÂDİSESİNİN AVRUPA’DAKİ AKİSLERİ, OSMANLI-İNGİLİZ VE FRANSIZ İTTİFAKLARI

“Sinop’taki felâket haberi, Avrupa’da büyük heyecan uyandırdı. Rusların Sinop gibi açık bir şehri topa tutarak yangınlar çıkarması, devletler hukukuna aykırı kabul edilmekteydi. Asıl mesele ise, bu hadise sonrasında Rusların Karadeniz’e hâkim olmaları idi. Çünkü Rusya’nın teminatları hilâfına tecavüzî harekete girişmesi ile Osmanlı sahilleri Rus deniz kuvvetlerinin taarruzlarına karşı müdafaasız kalmıştı. Özellikle donanmaları Boğaziçi’nde korumacılık görevi ifa ederken, Rus donanmasının korkusuzca Karadeniz’de Türk filosuna hücum etmesi, özellikle İngilizlerin gururuna dokundu. Zira bu olay İngiliz kamuoyunda İngiliz bayrağına karşı yapılmış bir hareket olarak değerlendirildi.

Türk topraklarını savunma amacıyla mevzi aldıkları Rusya’ya bildirilen bu müttefik donanmaya rağmen Rusya’nın açık denizde veya çatışma hâlinde değil, bir Türk limanında yatmakta olan Türk filosuna karşı böyle bir harekete girişmesi, İngiliz Dışişleri Bakanı Clarendon tarafından bir meydan okuma şeklinde yorumlandı. O, Saint Petersburg’a yolladığı notada şöyle diyordu;

Sinop limanında tecavüze uğrayan yalnız Türk filosu değildir. Sultan’a ait toprakları her türlü saldırıdan korumayı üzerimize almış bulunuyoruz ve bu vaadimizi neye mal olursa olsun yerine getirme kararındayız.’

Hadise İngiliz basını üzerinde de etkili oldu. O ana kadar Türkiye’ye karşı düşman görünen ve teşebbüslerinde Ruslara cesaret vermiş olan bazı günlük gazeteler, bu olaydan sonra kıyameti kopardılar. İngiltere’de uzun zaman Çar I. Nikola tarafından sinsice hazırlanmış bir plan olduğuna inanılan Sinop hadisesi, gazetelerin en önemli haberi olarak ilk sayfaları dolduruyordu. Bütün gazeteler olayın bir katliam olduğu değerlendirmesinde fikir birliği içindeydiler.

Rusya’nın Sinop’ta yaptığı vahşet, İngiliz halkı tarafından da büyük bir üzüntüyle karşılandı. Kendi filolarına rağmen, Rusya’nın böyle bir harekete girişmesi, İngiliz halkının gururunu incitti. Bundan dolayı onlar intikam almak hevesinde idiler. Sinop hadisesinin bir hainlik olduğunda şüphe eden İngiliz çok azdı.

Sinop Hadisesi Fransa’da da büyük bir yankı uyandırdı. Fransa Hükümeti Tuna nehrinin değil, Sinop olayının donanmalarının hareketi için sinyal olması gerektiğini düşünmüş ve İmparator Napolyon da bundan dolayı meseleyle yakından ilgilenmeye başlamıştır. 19 Aralık’ta İngiliz Hükümeti’ne verilen notada, başka bir katliamın önüne geçmek için Rus savaş ve nakliye gemilerinin Karadeniz’de seyr-i seferlerinin durdurulması ve Rus gemilerinin kendi limanlarına döndürülmesinin sağlanması talep edildi. Napolyon, Rusya’nın Karadeniz’deki harekâtını kontrol altına alabilmek için Rus bayrağını Karadeniz’den silip atmaktan başka çare olmadığını düşünüyordu.

Bu gelişmelerin yaşandığı sırada, Rusya’nın Sinop limanında demirli bulunan Türk filosunu ani baskınla yok etmesi üzerine dört büyük devletin elçileri, Rusya’nın harp başında yaptığı savunmada kalacağı açıklamasının aksine, bir fütühât siyaseti takibinde kararlı olduğunu gördüklerinden, 5 Aralık 1853’te Viyana’da bir araya gelmişlerdir. Toplantıyı müteakip hazırladıkları nota ile, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün teminat altına alınmasını, 1841’deki taahhütlerin yenilenmesini, Eflak ve Boğdan’ın tahliyesini, Osmanlı ülkesindeki gayrimüslim teb’aya verilmiş olan bilcümle imtiyazlardan diğer Avrupa devletlerinin de haberdar edilerek bunların teminat altına alınmasını istediler. Babıâli bu notayı kabul etti ise de Çar muvafakat etmedi. Yapılan bu sulh teşebbüsünün de akîm kalması üzerine İngiliz ve Fransız donanmaları, 3 Ocak 1854’te Karadeniz’e geçerek Rusya’nın Osmanlı Devleti’nin Karadeniz kıyılarına yapacağı bir hücuma müsaade etmeyeceklerini bildirdiler. Buna müvazi olarak1854 Şubat’ında bu iki devlet, Rusya’ya yeni bir nota göndererek Eflak ve Boğdan’ın tahliyesini istediler. Ancak Çar I. Nikola, bu protestolara ehemmiyet vermeyerek Ortadoksları din uğruna savaşa davet etti.

Rus Çarı’nın bu olumsuz tutumu üzerine İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti ile 12 Mart 1854 günü bir ittifak antlaşması imzalayarak Osmanlı Devleti safında fiilen yer aldılar. Bu ittifak metnine göre iki devlet, Karadeniz’e gönderilecek donanmalardan başka, icap eden noktalara lüzumu kadar kuvvet göndermeyi ve müttefikler birbirlerinden ayrı olarak Rusya ile barış yapmamayı kabul etmekte idiler. Ayrıca ittifakın gayesi olan Osmanlı toprak bütünlüğünün sağlanmasından sonra aktedilecek barış antlaşmasını müteakip kırk gün içinde müttefik deniz ve kara kuvvetleri Osmanlı topraklarından çekileceklerdi. Altı hafta içinde taraflarca tasdik edilmesi kararlaştırılan ve üç nüsha olarak yazılan bu ittifak metni Sultan Abdülmecid tarafından 1854 Nisan sonunda tasdik edilmiş ve İngiliz ve Fransız sefaretlerine verilmek üzere gönderilmiştir.

Rusya Hükümeti’nin 19 Mart’ta Eflak ve Boğdan’ın boşaltılmasının imkânsız olduğunu açıklaması üzerine müttefik devletler, 27 Mart 1854’te Rusya’ya savaş ilân ettiler.

İmparator Napolyon’un kararlı tutumu ve hatta tek başına harekete geçebileceği endişesi, İngiliz Hükümetini daha aktif siyaset takibine zorlamıştır.

Bu gelişmelerden sonra, Rusya’nın Memleketeyn’i işgal etmesinden rahatsızlık duyan Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında da 14 Haziran 1854’te Memleketeyn’le ilgili olarak bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Avusturya, Eflak ve Boğdan’ı tahliye ettirmek için siyasî ve askerî her türlü yardım taahhüdünde bulunduğu gibi, işgal edeceği yerleri, barış anlaşması imzalanıncaya kadar muhafaza ve sonra Osmanlı Devleti’ne iade etme vazifesini de yüklenmiştir.

Avusturya bu anlaşma ile Türk ordusunun yükünü önemli ölçüde hafifletmiş, bu suretle serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’nın Kırım Harbi’ne katılmasına imkân sağlamıştır.

Osmanlı Devleti ile Rusya’ya karşı ittifak yapan İngiltere ve Fransa hükümetleri, gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra, Eylül 1854’te Kırım’a asker çıkarmaya başladılar. Böylece Rusya ile müttefikler arasında Kırım Harbi başlamış oldu.” [20]

NETİCE

“Osmanlı Kaptan-ı Deryalık Makamı’nın, Sinop’ta demirli bulunan filonun ağır harp gemileriyle takviye edilmesi veya limandan çıkarılıp İstanbul’a getirilmesi hususunda zaman kaybetmesi, Sinop’ta kaçınılmaz bir hezimete sebep oldu. Rus Karadeniz Filosu komutanı amiral Pavel Stepanoviç Nahimov, maiyetindeki ağır harp gemileriyle Karadeniz’de dolaşırken bir Türk filosunun Sinop limanına sığınmış olduğunu öğrendi. Filosunu, Sivastopol’den getirttiği kalyonlarla takviye eden Rus amirali, birkaç keşif gezintisinden sonra 30 Kasım 1853 Çarşamba günü, havanın sisli olmasından da istifadeyle Türk filosuna baskın düzenledi. Karakol tertibatı almak suretiyle filosunun emniyetini sağlamayı ihmal eden patrona Osman Paşa’nın emri altındaki gemilerle Rus filosu arasında meydana gelen muharebede, Türk filosu personelinin büyük bir gayretle, canları pahasına çarpışmaları neticeyi değiştirmeye kâfi gelmedi. Her yönüyle üstün olan Rus filosu, limanda bulunan on bir adet Türk gemisini tamamen tahrip ederek batırdığı gibi, şehrin özellikle Türk mahallesini de top ateşine tutarak yakıp yıktı. Olay sırasında binlerce Türk askeri acımasızca katledilirken şehirde de önemli ölçüde tahribat meydana geldi.

Açık denizde veya muharebe hâlinde değil, limanda yatmakta olan filonun Rusların baskını ile mahvedilmesi, iki devlet arasındaki harple yakından ilgilenmekte olan İngiltere ve Fransa’yı harekete geçirdi. Rusya’nın Eflâk ve Boğdan’ı işgal etmesi ile ortaya çıkan pürüzü ilk zamanlarda çözmek üzere gayret sarf eden bu iki devlet, bir müddetten beri İstanbul’da bulunan donanmalarını Karadeniz’e çıkararak Osmanlı sahillerini koruyacaklarını ilân ettiler.

Rus Çarı I. Nikola, bu donanmaların hareketini protesto ettiği gibi, arabuluculuk tekliflerini de reddetti. Bunun üzerine her iki hükümet Rusya’ya bir ültimatom vererek Rusya tarafından işgal altında tutulan Eflâk ve Boğdan’ın boşaltılmasını, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün tanınmasını ve Ortodoks tebaa üzerinde himayeci tutumdan vazgeçilmesini istediler. Çar bu ültimatomu reddettikten başka, ordularına Türk topraklarına hücum emrini verdi.

Bu yoğun gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti ile ittifak akteden İngiltere ve Fransa Rusya’ya harp ilân ederek donanmalarını, Rusya’nın Karadeniz’deki en önemli müstahkem üssü olan Sivastopol’a sevk ettiler. Burada meydana gelen şiddetli kara ve deniz savaşları sonunda üstünlük sağlayan müttefik güçler, Sivastopol’u tamamen tahrip ederek Rusya’nın Karadeniz’deki gücüne büyük bir darbe indirdiler. Böylece bir bakıma Sinop felâketinin intikamı da alınmış oldu. Bu arada savaşın müsebbibi olan Çar I. Nikola ölmüş ve yerine savaştan bir başarı elde edilemeyeceğine inanan II. Aleksandır Çarlık tahtına çıkmıştı. Taraflar arasında yapılan görüşmeler neticesinde 30 Mart 1856 tarihinde Paris’te bir antlaşma imzalanarak harbe son verildi. Rusya’nın işgal ettiği Türk topraklarının iadesinin sağlandığı ve Osmanlı Devleti’nin bir Avrupa devleti sayılmasının kabul edildiği bu antlaşma ile İngiltere, hayati önem arz eden Hindistan’la bağlantısını sağlayan Doğu Akdeniz’in emniyetini sağlamaya yönelik tedbirleri elde etmeye muvaffak oldu. Öte yandan müttefik devletler, harpte Osmanlı Devleti safında yer almalarının bir başka amacını teşkil eden, Osmanlı tâbiyeti altında yaşayan gayrimüslimlerin haklarını geliştirmek hususunda da gerekli teşebbüste bulunup İstanbul’da ilân ettirdikleri Islahat Fermanı ile, Osmanlı tâbiyeti altında yaşayan gayrimüslimler lehinde yeni hak ve imtiyazları da sağlamış oldular.” [21] 20.01.2016

Not: Bu makale, Bizimkaradeniz Gazetesi’nin 26.02.2016, 27.02.2016, 29.02.2016, 01.03.2016, 02.03.2016, 03.03.2016, 04.03.2016, 05.03.2016, 07.03.2016, 08.03.2016, 09.03.2016, 10.03.2016 tarih ve 4413, 4414, 4415, 4416, 4417, 4418, 4419, 4420, 4421, 4422, 4423, 4424 sayılı nüshasında yayımlanmıştır.

 

 

Ekrem YAMAN

Sinop Vali Yardımcısı
Web: www.ekremyaman.com.tr

E-posta: ekrem.yaman@icisleri.gov.tr

 

[1] Prof. Dr. Besim ÖZCAN, Sinop Deniz Felaketi (30 Kasım 1853), İstanbul, Deniz Basımevi Müdürlüğü, 2008, s. xı.

[2] ÖZCAN, A.g.e., s. 9.

[3] ÖZCAN, A.g.e., s. (43-45).

[4] ÖZCAN, A.g.e., s. (46-48).

[5] ÖZCAN, A.g.e., s. (55-58).

[6] ÖZCAN, A.g.e., s. 63.

[7] ÖZCAN, A.g.e., s. 66.

[8] ÖZCAN, A.g.e., s. (65-81).

[9] ÖZCAN, A.g.e., s. (81-83).

[10] ÖZCAN, A.g.e., s. (83-87).

[11] ÖZCAN, A.g.e., s. 87.

[12] ÖZCAN, A.g.e., s. (90-96).

[13] ÖZCAN, A.g.e., s. (107-111).

[14] ÖZCAN, A.g.e., s. 111.

[15] ÖZCAN, A.g.e., s. 113.

[16] ÖZCAN, A.g.e., s. (114-119).

[17] ÖZCAN, A.g.e., s. (119-125).

[18] ÖZCAN, A.g.e., s. (126-129).

[19] ÖZCAN, A.g.e., s. (130-133).

[20] ÖZCAN, A.g.e., s. (135-143).

[21] ÖZCAN, A.g.e., s. (145-146).