San’at, hayatın unutturduklarını hatırlatma çabasıdır. Günümüzde eğlence ise aksine, son hatırladıklarımızı da unutturma misyonuna soyundu. İçi boşaltıldıkça daha çok ilgi gördü.

Anadolu’da ‘eğlenmek’, ‘durup dalga geçmek’ anlamında kullanılır. Yan gelip yatana ‘Hadi eğlenme de çalış!’ derler.

TV’nin yıllarca özenle ve son derece şuurlu bir gayretle taşrada ektiği tarlalar, şimdi ürün veriyor.

Kitle kültürünün İstanbul’dan attığı ağa artık bütün Anadolu takılıyor.

Piyasa Artvin’den Mardin’e, Tekirdağ’dan Adana’ya mahallî renkleri sile sile, kitleleri bir örnek alışveriş merkezlerinde alışverişe ve Etiler patentli barlarda taklit hazlara sürüklüyor.

İslâm san’atının kahramanları binalardır, mimarî eserlerdir. Türkülerimiz de bu san’atın sözlü eserleridir.

Bizde müzik eğitimi musikî cemiyetlerinde usta-çırak ilişkisiyle gelişmiştir. Bu sebeple ‘yazılı gelenek’ ve tabiî müzik kütüphanesi yoktur. Müzik kütüphanesi, ‘cemiyet’ anlayışından ‘okul’ anlayışına geçilmesinin bir simgesidir.

Burada Ahmet Turan ALKAN’ın Zaman’da yayımlanan yazılarından birinde yaptığı bir teklifi yenileyerek bütün cemiyetlere, müzik geleneği olan ailelere ve kuruluşlara bir çağrı yapmak istiyorum. Gelin Türkiye’de kapalı kapılar ardına hapsettiğimiz Muzaffer SARISÖZEN’in Türk Halk Müziği arşivlerini, Darülelhan külliyatını herkesin istifadesine açalım. Halkımız böylece kendi kültürünün köklerini araştırabilsin. Bir zenginimiz de önemli bir şehrimize müzik kütüphanesi kursun.

Muzaffer SARISÖZEN, Nida TÜFEKÇİ, Özay GÖNLÜM ve daha nice değerlerimizin emekleriyle türkülerimiz derlenerek ve notaya alınarak dilden dile nesilden nesle sözlü olarak aktarılmaktan, belki de yok olup gitmekten kurtarıldı.

San’at, ferdî iradelerden rastgele doğuvermiş bir şey değil, fakat daima tespiti mümkün olan bir ritme göre başka başka yüzyıllarda benzer sonuçlar veren, kararlı bir muayyenliğe tâbidir. San’atta büyüklük, terakki, gelişme elbette kişilikle olur. San’at ne bir oyun ne de bir eğlencedir. O ancak ruhun dışarıya vurarak kendisini gösterme ihtiyacı olduğuna göre, san’atın bu yapıcı yönü hiçbir zaman unutulmamalıdır. W. Deonna’nın dediği gibi, “San’at, ancak kendisini anlayabilecek seviyeye gelmiş bir toplum üzerinde etkili olabilir.” Prof. Jean Wezion’ine göre, “Her devir lâyık olduğu san’atçıyı yetiştirir.”

Toplumlar kendi san’atlarında kişiliklerine kavuşturulmalıdır. Bizde de bu yolda bir şeyler yapılmak isteniyor. San’at alanında Avrupa’nın hareketlerini yakından tâkip ediyoruz. San’atın kaçınılmaz yolculuğu budur.

Osmanlı’nın gerilediği’ iddiası, hiç de masum bir veri değil(dir). (Bu iddianın) arkasında Avrupa’nın İslâm’la 1.500 yıllık bir hesaplaşması ve meydan okuması gizli(dir). Biz bu meydan okumaya cevap üreteceğimize, can-u gönülden Lewis’lerin safına (burası emperyalizmin safıdır aynı zamanda) geçerek tarihimize oradan bakmaya bayılıyoruz. Osmanlı’nın ‘biz’den farklı bir şey olmadığını unutuyor, yenik ve tarihine küsmüş bir milletin çocukları psikolojisiyle ayaklarımızın altında bir kere de biz eziyoruz tarihimizi. Oysa bilmiyoruz ki, ezilen de biziz, ezen de.” [1]

Aslımıza dönüp, bizim olan her türlü değere sahip çıkmalı ve onları gelecek nesillere özenle teslim ve devir etmeliyiz. 12.11.2013

Not: Bu makale, Mersin Tercüman Gazetesi’nin 26.11.2013 tarih ve 522 sayılı nüshasında yayımlanmıştır. www.mersintercuman.com

 

  Ekrem YAMAN
  Sinop Vali Yardımcısı
  Web: www.ekremyaman.com.tr

E-posta: ekrem.yaman@icisleri.gov.tr

   

 

[1] Mustafa ARMAĞAN, “Müslümanlar Neden İlgisiz ve Meraksız?,” Zaman Gazetesi, 05.02.2006.